Necip Fazıl KISAKÜREK

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir; Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.

BİR ASRA YAKIN BİR ÖMRÜN KRONOLOJİSİ

31 Ocak 2008

(26 Mayıs 1904-25 Mayıs 1983)

26 Mayıs. İstanbul’da Çemberlitaş’tan Sultan Ahmed’e doğru inen sokaklardan birinde, 2. Abdülhamid Han’a Ermeni komitacılarınca yapılan bombalı suikast hadisesinin tarihi mahkemesini yapan, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisi Maraşlı Kısakürekzâde Mehmet Hilmi Efendi’ye ait büyük bir konakta açar gözlerini dünyaya, Necip Fazıl… Daha sonra yazdığı “Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri” isimli hikayesinin mekânı işte bu konaktır. Babası Abdülbâki Fazıl bey, annesi ise Mediha Hanım. Baba kökü, Maraş’ın en eski ailelerinden Kısakürekoğulları’na bağlı. Kısakürekler, Yavuz Sultan Selim devrinde Maraş’ta hükümet konağına bağlı bir kol… Anne ise Akdeniz taraflarından gelip Aksaray’a yerleşen fakir bir ailenin kızı.

1906 İki yaşında. Eski Halep valisi Salim Paşa’nm kızı, -babaannesi Zafer Hanım’ın Sarıyer’deki köşkünün üst katında bir gün beşikten yuvarlandığı ve bütün köşk halkım telaşa verdiği sene…

1908 İkinci Meşrutiyen’in ilanı… O yıllarda İstanbul’a gelen ilk otomobillerden birini, Necip Fazıl’in babası satın alır.
Hastalıklarla geçen yıllar.. “Bütün çocukluğum, ilk çocukluğum hastalıklarla geçti. On-onbeş yaşıma kadar, bir çocuğun çekmesi mümkün ne kadar hastalık varsa hemen hepsini çektim” diyecektir daha sonraları. Ve aşırı denebilecek ölçüye vardırılan yaramazlıkları ömür boyunca alnının sağ tarafında sağ kaşının üstünde taşıdığı yarayı bu yıllarda alır. Babasının aldığı arabanın altına girip aletlerini kurcalarken, yaralanır. Babası “Mekteb-i Hukuk”u bitirir ve Mehmet Hilmi Efendi’nin zorlamasıyla eşi Mediha Hanımla çocukları Necip Fazıl ve Selma’yı da alarak, tayin edildiği Bursa’ya götürür. Çok geçmeden İstanbul’a dönerler.
Okumaya Devam Edin »

Kategori : Hayatı

Benim manevi inkılap çerağımdı…

30 Ocak 2008

Rahmetli Üstad Necip Fazıl Bey ile tanışmadan önceki hayatımın hal-i pür melalini anlatarak satırları ve SÜTUN’umu doldurmak istemiyorum. Pusulasız bir gemi gibi nereye, niçin, ne zaman, nasıl gideceğini bilmeyen benim gibi 1940 doğumlu nesilden bir parça idim. Çok mazbut, inançlı, maneviyatçı bir ailenin, aynı özellikleri taşıyan ve yaşayan bir ferdi idim. Buna rağmen “yaşanmaya değer bir hayat”ın çelişkisiz (tezatsız) normlarından uzaktım. Daha doğru, net ve kesin bir ifade ile “dava şuuru”ndan mahrum, yaşıyordum. Çok başarılı bir talebelik hayatından sonra, “Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü”ne asistan olarak girmiş, ümitle, şevkle, gayretle “ilmi alan”da çalışıyordum.

Dünyam sadece iki boyutlu idi: Sağcılar ve solcular… Bu tasnifte “sağcılar” arasında olduğumun şuuru ve bir o kadar da rahatı içinde idim. Sağcıların da, solcuların da kendi içlerinde tam bir “aşure çorbası” olduklarını bilmiyordum.
Okumaya Devam Edin »

Kategori : Hakkında Yazılanlar

ÇİLE

26 Ocak 2008

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde…

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Okumaya Devam Edin »

Kategori : Şiirleri