Necip Fazıl KISAKÜREK

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir; Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.

Aynadaki Yalan

25 Mayıs 2008

Yalan,bu dünya,yalan…Aynadaki yalan…

Yalan ama,bir gerçeğin yalanı…Aynada gördüğün her şey o da,hiçbiri o değil…

Gerçeği olmayan yalan olabilir mi?…Doğru olmalı ki,yalan,kendisine sahte bir vücut bulsun…

Doğrusu olmayan yalan olamaz.”Var”ın arkasından”hiç” gelemez.

Sen aynada yol almaya ne bakıyorsun!..Devir o yol vermez sahtekarı da,ardında gizlediği gerçeğe ulaş!

O,yakınlığı haber vermek için yaratılmış mücella uzaklık…

Dünya her avizesine bir güneş yerleştirilse,bir kibrit başı nura denk olamaz…

Şimdi,haydi git,oyalana dön, sırtını aynalara ver ve onların,içinde yol almaya kalkanlara haykır:Başlarınızı aynaya çarpmayınız;Alnınızdan yaralanırsınız!

Senin işin bu;aynaya tutulanlara yol vermek..Yoksa sen neredesin,Mevlana Halid’e verilen ayak yolu temizleme işindeki büyüklük nerede?

Gel,bize gel,başın sıkıştıkça bize gel!..

Var olmak istiyorsan Allah’ta yok ol!

Kategori : Yazılar

Âhenk

17 Mayıs 2008

Pencerem, karşı evin tahtapoşuna bakıyor… Karşı evin üst katında, çamaşır asmaya mahsus bir tahtapoş… Tahtapoşta, düz ve çapraz bir takım teller… Umumiyetle bu tellerde gördüğüm, gizlice konulup çabucak kaldırılan yorgun ve münzevi bir gömlek, öksüz ve mahzun bir çocuk fanilasından sonra, rüzgarın daimi ürpertileri ve bir çift kuştur… Evet, yalnız bir çift kuş… Bu bir çift kuş, karşı evin ürpertili tellerinde, bir vatan sıcaklığı içinde üslenmiştir…

Alemde ahengi, bu bir çift kuşta resimlendiği kadar hiçbir mahlukta teşahhus etmiş görmedim…

Kuşlar telin üstünde dururken, o küçük, o zarafet harikası kafalarının namütenahi ince ve girift oynayışı… Birbirini arayan, sonra başka istikametlere dönen, kendi tüylerini didikleyen, oynayan, boyuna oynayan gagalar….

Fakat işin büyük harikası, bu kuşların uçmasında… Vücutlarının her noktası birbirine uygun, sahneye bir hamlede atılan hiçbir raks san’atkarı çift, bu kuşların kanatlarını bir anda yayışı ve bir anda telden süzülüşündeki beraberlik ahengine ulaşamaz… Ve o süzülüşler, havada o aşağı ve yukarı o iniş ve çıkışlar; örneklerini bir zamanlar tanıdığımız eski yazı ressamlarından belki hiç birinin çizemeyeceği o harikulade yumuşak kavisler! Ve bütün bu arada, anlatılmaz, çerçevelenmez, kalıba sığdırılmaz bir hareket kafiye ve ahengi…
Okumaya Devam Edin »

Kategori : Yazılar

Uyumak İstiyorum

10 Mayıs 2008

İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!

Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış peygamberden bildiri.

Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…

1973

Kategori : Şiirleri